Binlerce video onbinlerce resim. Aradığın herşeyi bulabileceğin dünyaya girmek için
üye olmalısın
Sen de bugün aramıza katıl, şanslı kişiler arasında yerini al ;) Eğer üye iseniz aşağıdan giriş yapabilirsiniz.
Çanakkale Şiirlerinden bazı seçmeler ve bir kaç vidio
Çanakkale Destan Çanakkale İnsan
I Hangi çılgın bu savaşın kurduysa kurgusunu; Düşünmeliydi yok oluşun kaçınılmaz sonucunu. Kolay değil inip gemilerden çıkmak tepeleri Kim gelirse bir daha; çok ağır öder bedelini…
Bir şafaktan kalma sarı saçlı çocuklar; Şimdi yatıyor Anzak Koyu’nun mavi sularında, Tarih nasıl yazılırmış öğrendiler; Çanakkale topraklarında… Yenilmiş; başları önde dönerken ülkelerine; Ulus olma bilincini verdik; Katık etsinler diye geleceklerine…
Denizin üstünden düşman geldiler; Öldüler, toprağın altından dost gittiler… Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan!
II Savaşta düşman, barışta dost olduk, Anıtlar diktik, bayrak çektik; selama durduk… Haber saldık: Söz verdik ölenlerin analarına, “Ağlamayın! Silin göz yaşlarınızı, Onlar sonsuza dek bizimle kalacaklar, Mehmetçik ile yan yana yatacaklar, Çocuklarınız-çocuklarımız; Çanakkale topraklarında uyuyacaklar…”
O günden, bu güne kalan sarı saçlı çocuklar! Bir daha gelirseniz denizlerimize: Dost gelin! Getirin sevginizi gemilerinizle, Biz yine orada olacağız kır çiçekleri ellerimizde…
Denizin üstünden düşman geldiler; Öldüler, toprağın altından dost gittiler… Çanakkale Destan! Çanakkale İnsan! Toprak: Vatan! Altında yatan; Ölümsüz Atam!
Tevfik Yalçın
Çanakkaleye Dil Uzatma
Çanakkale’ye dil uzatma bre Dilipak, Bugün yaşıyorsan sebebi Çanakkale, Ortamı karıştırma sokma ülkeme nifak, Yılandan beter hale gelirsin bir gün.
Her nifağın altından sen çıkıyorsun, Sen kimsin Çanakkale’ye dil uzatıyorsun, Her konuştuğunda pot kırıyorsun, Meczuplardan beter hale gelirsin bir gün.
Elinde megafon ha bire Uluyorsun, Sen bu cesareti nereden buluyorsun, Birde adammış gibi ortada duruyorsun, Saddam’dan beter hale gelirsin birgün.
Çanakkale’de döküldü bu bayraktaki kan, Çanakkale olmasaydı belki Fransız’dı baban, Şüphe duydum artık senden İngiliz’mi yoksa atan, Lawrence den beter olacaksın birgün.
Necef ile Çanakkale’yi nasıl bir tutuyorsun, Çanakkale bu milletin dirilişi unutuyorsun, Çanakkale Türkün, Necef İslam’ın bilmiyor musun? İkiz kulelerden beter olursun birgün.
Necef için tahrik ettiğin bu halk, Çanakkale olmasaydı nasıl olurdu hey hat, Bana inanmazsan eğer açta tarihe bir bak, Hesap bilmeyen kasaptan beter olursun birgün.
Allaha çok şükür ki unutmadım özümü, Senin gibi bölücülük bürümedi gözümü, Necef üzerine de söylerim ben sözümü, Cami duvarına pisleyenden beter olursun birgün.
Sinecikli diyor ki şimdilik sözüm bu kadar, Ben bilirim ki Çanakkale’de nice Şehitler yatar, Bu yürek onlar sayesinde Müslüman olarak atar, Kebedeki Şeytandan beter olursun birgün...
Galip Sinecikli
Çanakkalelim
Çok gün batımları gördüm... Çok mayıslar... Bu kadar ayartmadı hiçbiri... Uçurmadı bu kadar...
Bayram ziyaretine gitmişim İstanbul'dan Gönen'e... Aspirin almaya çıkmışım bir ara baba evinden... Öğretmen evinin bahçesinde Çanakkale Boğazı'nı seyrederken bulmuşum kendimi... Bulmak denirse tabii buna: Uç uca sigara... Art arda çay... Vay anam vay! Ne zor şey beklemek... Geçmek bilmiyor zaman, yangınlardaysan hele...
Alamanalar,kayıklar mavnalar, şilepler ve araba vapurları ve allı pullu yakamozlar; vızır vızır, kıpır kıpır Boğaz... Ve insanlar; kimi pürtelaş, kimi sütliman, kimi bayramlaşma peşinde, kimi işinde gücünde, kimiyse dalgasında işin... Alayı dışarılarda Çanakkale'nin Çanakkalelim'in dışında...
İyiden iyiye dalmışken tam, kararıyor dünyam... Ne o manzara kalıyor ortada, ne o kalabalık... Tanıdık mı tanıdık bir çift sıcaklık sadece duyumsayabildiğim... Gözlerim tutuklu avuçlarında... Ve ellerim... Yüreğim desen ezelden öyle...
İlerleyen saatlerinde gecenin kaldırımlar geçiyor altımızdan... Kapı ardına kapı... Rakı ardına rakı... Her öpüşmenin bir dansı yok ama, her dansın bir öpüşmesi illa ki var... Bitmeyesi anlar... Donup kalası öylece... Sabahı gelmeyesice gece... Çokça çoğalmasına güzelliklerin izin vermiyor lakin, hayat hazretleri heyhat! ..
Kutusundan bira, katısından yalnızlık... İlk ışıklarıyla sabahın vurmuşum sahile... Üç beş sokak ötede uyuyadursun mışıl mışıl, geceki düş perisi; benden serserisi yok ortada, benden âşığı da...
Ve gitme zamanı ayaklarımın gönlüm kal dese bile... Hoşçakal Çanakkale! .. Hoşçakal Çanakkalelim! ..
(22 Mayıs '95)
Muammer Erturan
Çanakkalede otuzbin şehit
Çanakkalede otuzbin şehit, Hepsi bir birbirinden yiğit, Bundan sonrasını tarihler yazar, Çanakkale de analar ağlar.
Derdim derdim garip halim, Kanı içmiş dağlar sanki düşmanım, Ne analar ne bacılar, Çanakkalede zaferler yatar.
Düşman pusu atmış çanakkale yollarına, Yol vermiyor dağlar nice yiğit aslanlara, Yol vermesen küserim yara, Deli gönlüm gitmek ister şanıyla.
Mermiler yağıyordu yağmur gibi yiğitlerimizin üstüne, Ay yıldızlı bir bayrak dalgalanıyordu gök yüzünde, Mekanınız cennet olsun ebediyetde, Çanakkalede şehitler yatar diz dize.
Cesarete simge Hakkı Binbaşı, Sırada Nazmiyle,Tahsin Yüzbaşı, İsmi gizli kalmış nice adaşı, Zulmün çemberini yardı Mehmetcik.
Tefekkürle oldu ruhun bakımı, Sadakatin kalbe nurlu akımı, Destan yazdı,Yahya Çavuş takımı, Savaş alanında sırdı Mehmetçik.
Mangası şehitti,kalmadı asker, Topun mermisini kaldırmak ister, Allahım bu gücü Seyitte göster, Düşmanı denizde vurdu Mehmetçik.
Şahlandı askerim değmesin nazar, Gerçeği bilenler Almana kızar, Kadir,bu savaşta zerreyi yazar, Hepsini anlatmak zordu Mehmetçik.
Ödüllü şiir.
Kadir Kaya
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı' Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi; 'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
DESTANIM ÇANAKKALE’M
Vatanıma göz dikmiş yedi düvel milletin Sırtın yere serdiğim destanım Çanakkale’m Bağrımda perde perde pusu kuran zilletin Çemberini kırdığım destanım Çanakkale’m.
Amansız zor günlerde boğuşup karla kışla Seçildi tüm hedefler kartal gözlü bakışla Ezan vakti patlayan şimşek gibi çakışla Gemileri vurduğum destanım Çanakkale’m.
Azıtmış talan soygun mezalim hüküm sürer Mangal gibi yüreğim direncimi kim kırar Yurdumun her yanında soysuza teker teker Hesabını sorduğum destanım Çanakkale’m.
Devrildi koç yiğitler dayanmaz yürek buna Bedr’in Aslanları var neyler ki ölüm cana Çok uzak diyarlardan Allah için yan yana Nice şehit verdiğim destanım Çanakkale’m.
Gelibolu dört yandan vurulurken durmadan Gözüm Sarı Zeybek’te tek bir soru sormadan Çelik gibi göğsümle ölüm kalbe girmeden Siper olup durduğum destanım Çanakkale’m.
Terkedip malı mülkü vazgeçtik yardan serden Samsun’a giden yolu bulmadık elbet birden Süngü takıp düşmanı tek darbeyle İzmir’den Söke söke sürdüğüm destanım Çanakkale’m.
Kınalı her kuzumun ardından hırs duyarak Bin dertle ağıt yazıp yüreğe köz koyarak Andımdan hiç yılmadan düşmana dur diyerek Defterini dürdüğüm destanım Çanakkale’m.
Suyu taş ile katıp kaynattık içtik aşla Ciğerler pare pare barutla kanla yaşla Gözü dönmüş küffarı çökertip zor savaşla Olmazı başardığım destanım Çanakkale’m.
Patlayan her bombaya bedenim kalkan sayıp Sırtımda tonlarca yük Allah’ım sabır deyip Yangın olan gönlüme kanlı gömleğim giyip Tek tek yara sardığım destanım Çanakkale’m.
Kalleş kurşunlar yağıp yiğitlerin kanına Siperden diğer canlar hemen koşup yanına Şehadet şerbetinden içen Türk’ün şanına Hasretim giderdiğim destanım Çanakkale’m.
Çatladı sabır taşı son bulmaz günle ayla Cephanesiz erzaksız savaşıp okla yayla El ele canla başla zorluk aşıp sırayla Hedefime vardığım destanım Çanakkale’m.
Geçit vermeyen taşlı diken kaplı yollara Sabredip aldırmadan kalpten taşan sellere Yıllarca hep kan akan gözlerden gönüllere Güllerimi derdiğim destanım Çanakkale’m.
Zafer uğrunda her gün bekleyip hep bu anı Gür sesle haykırarak bellettik asil kanı Türk’e omuz vererek şimşek şimşek çakanı Sevgim ile kardığım destanım Çanakkale’m.
Kahraman Türk adıyla tarihe ibret yazan İstiklâl Hak’tan deyip Akif’le marşı dizen Gecenin sessizinde al kandan yıldız çizen Hilali ilk gördüğüm destanım Çanakkale’m.
Mustafa Kemal Paşa’m zaferi baştan gören Az zamanda çok koşup dünyaya hayret veren On yılda yurt sathında devrine damga vuran Demir ağlar ördüğüm destanım Çanakkale’m.
Türk gibi savaşarak canla kesip diyeti Yüz binlerce şehitle belli edip niyeti Enkaz olmuş yurdumda parlak Cumhuriyeti Millet için kurduğum destanım Çanakkale’m.