Binlerce video onbinlerce resim. Aradığın herşeyi bulabileceğin dünyaya girmek için
üye olmalısın
Sen de bugün aramıza katıl, şanslı kişiler arasında yerini al ;) Eğer üye iseniz aşağıdan giriş yapabilirsiniz.
Geçtiğimiz hafta ART Avrasya Tv deki “Kültür Penceresi” programımızın
çok önemli iki konuğu vardı. İndiana Üniversitesinde uzun yıllar halk edebiyatı uzmanı olarak görev yapan ve bir çok öğrenci yetiştiren Cumhuriyetle yaşıt değerli araştırmacı- yazar ve halk bilimci Prof. İlhan Başgöz ve halk müziği derlemecisi yorumcu, bağlama sanatcısı ve hoca İhsan Öztürk.
Tabii böylesi önemli türkü insanlarını, ustalarını bulmuşken konu da türkülerimizin söylenişinden tutun da, yazılışına kadar bir sürü sohbet konusuna vesile oldu. Köklü kültürümüzün türkülerimizdeki zenginlik ve çeşitliliğin Anadolu insanının yaşantısına ve türkülerine konu olduğunu hepimiz biliyoruz. İşte buradan yola çıkarak türkülerimiz de insanımızın duygularını, düşüncelerini, inançlarını kısaca yaşam biçimini, gelenekselleşmiş müzik tarzıyla dillendirmesine sebep olmuş.
“Türkülerin geçmişi aynı zamanda Türk insanının geçmişidir” diyen Prof. sayın İlhan Başgöz, türkülerin hayatımızın her anlatımında mutlak yeri olduğunu söyledi “. İnsanın neşesini, hüznünü, umudunu, isyanını, yaşama mücadelesini anlattığı her alanda türkü var” dedi. Gerçekten de, çocuk doğar türküler yakarız, ninniler söyleriz. Delikanlılar askere davul zurnayla uğurlanır. Oğlan kıza aşkını maniler dizerek anlatır. Gelin giderken kına türküleri, gurbete gidene hasret türküleri söylenir. Ya da destanlarımız konu olur bazen; “Çanakkale içinde vurdular beni, ölmeden mezara koydular beni, gençliğim eyvah” diyen delikanlının sözleri, kışla türküleri, Yemen türküleri, sevda türküleri. Bir türküdür tuttururuz. Bebeği ninnilerde büyüttüğümüz gibi, ölülerimizi de yine ilahilerle ağıtlarla yolcu ederiz öte aleme. Değerli hoca İhsan Öztürk’ün kendi derleme ve bestelerinden oluşan repertuarı ve güzel yorumlarıyla söz yerini müziğe bıraktı. Yunus Emre’nin sözleriyle İhsan Öztürk’ün bestesi “Bir kararda durmayalım gel gidelim dosta gönül” yada derlemeleri “ayrılık hasreti kar etti cana seher yeli sultanımdan bir haber” vb. diyerek yüreğimizin pasını aldı. Hepimizin buluştuğu ortak noktaysa bugün mükemmel seviyelere taşınan müzik teknolojisine karşılık, o eski duyguların söz ve mana zenginliğinin (güftelerin) içli namelerinin giderek yozlaşması ve eski tatları vermeyişiydi. Her şey mükemmel ama ruh yok . Prof. İlhan Başgöz’ün de dediği gibi “kültürümüz yozlaşıyor, halk edebiyatı, türkülerimiz, dilimiz korunmalıdır.” Başgöz yetiştirdiği öğrencilerinin bazılarında da bu yozlaşmayı gördüğünü ve üzüldüğünü söyledi. Örneğin, neden “dosdoğru” geliyorum denmez de “direkt” geliyorum denir. Ya da “shake it up şekerim” denir de “sallan şekerim” denmez, bu karıştırmaca kültürün zararını her nesilde daha çok göreceğiz. Dilin, türkünün ve halk kültürünün ustalarının ellerine sağlık iyi ki varsınız diyorum. Sayın Başgöz sohbetimizin bir yerinde maninin sözlerini izah ederken “bir ölüt geldi Sivas’a” manisinin sözlerinin yanlış anlaşıldığını söylemişti. “Ölü geldi Sivas’a” hiç olur mu? Ölüt salgın demektir diye uzun uzun anlattı. Hepimiz görmeliyiz. Türkçe’miz hem Avrupa Birliği sürecinin getirdiği yönelişler bakımından hem günlük ihtiyaçlar ile kendini geliştirme anlayışındaki bocalayışlar bakımından korunmaya muhtaç duruma düşmüştür. Böyle boş verirsek o ölüt dilimizi de yok edecek!..
tylerdurden Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler: